9 Aralık 2008 Salı

BİZ KİMİZ İŞTE KİMLİĞİMİZİ AÇIKLIYORUZ


Kimliğimizi açıklayabilmemiz için öncelikle “kimlik” kavramını açmak gerekir. Kimlik belli sınırlar içerisinde varlığını sürdüren bir ‘ulus’ devletin vatandaşlarına vermiş olduğu “nüfus cüzdanı” değildir. Vatandaşlık tanımlaması için verilen kart, belki nüfus cüzdanı olabilir, ama “kimlik” olamaz.

Kimlik, nüfus cüzdanı gibi yalnız bu dünyada geçerliliği olan bir kart değildir. Kimlik; kişinin buluğ çağından (hatta hakların yaratılışından “Elestü bi Rabbiküm”e verilen cevaptan) başlayıp ölünceye, öldükten sonra tekrar dirilip Rabbine hesap verdikten sonra gideceği yerde sonsuza dek sürecek olan bir yaradılış/varlık sebebini ve misyonunu resmeden bir sıfattır, bir yüzdür. Kimlik, kişinin fiziksel değil, keyfiyet ve varlık sebebi olarak rengini ve hokkasını yansıtan bir yüzdür.

Yüce Allah (c.c) insanoğlunu bir amaç için (imtihan gereği kendisine kulluk yapması adına) yeryüzüne gönderdiğinde, insanoğlundan bir kısmı O’nun murat ettiği çerçevede yaşamaya başladı. Yüce Allah (c.c) bunlara Müslüman ya da mü’min adını/kimliğini verdi. İmtihan gereği kendilerine verilen ruhsatı kötüye kullanan, Allah’ı “Rab ve İlah” tanımayanlara da; kafir-müşrik-münafık/fasık adını verdi. Böylelikle ‘kimlik’ olarak insanlar ikiye ayrıldı.


Birincisi: Yaratılış gayesi doğrultusunda hareket ederek Allah’ın sadece ‘var ve bir’ olduğunu tanımakla kalmayıp ‘İlah ve Rab’ olarak tek olduğunu tanıyan ve bunun dışında tüm ilah ve Rableri reddeden Müslümanlar.


İkincisi: Yaratılış gayelerini unutup, Allah’ın ‘var ve bir’ olduğunu itiraf edip öylece duran, Allah’ın ilahlık ve Rablik fonksiyonuna gelince Allah’ın Rab ve İlahlığını tanımayıp kendi hırs ve arzuları doğrultusunda Rab ve İlah(lar) edinen kafir-müşrik-münafık/fasıklardır.


İnsanlık tarihine, “tevhid ve şirkin mücadelesi” diyebileceğimiz gibi, bu mücadelenin adına bir tür “kimlik mücadelesi” de diyebiliriz.

Kimlik bir tür ‘etikettir’, ‘barkottur’, ‘prospektüstür’. Mal bunlara göre tanınır, bunlara göre değer görür. İşte kimlik de öyledir. Allah (c.c) kişinin kimliğine göre değer verecektir, kimliğe göre ödül veya ceza verecektir. Dolayısıyla kimlik ‘akide’dir. Çünkü bunu Allah (c.c) koymuştur ve bu tanımın içini de Allah (c.c) doldurmuştur.

Tevhid kimliği (Müslüman-mü’min) dışında kalan insanlar kimlikleri üzerinde oynama yapabilirler. Bu onlar için çok önemli değildir. Çünkü onlar zaten işin aslıyla oynamışlardır. Dolayısıyla onlar kendilerine, kafir-müşrik-münafık…

isimlerini yakıştırmayabilirler ve kendilerine başka isimler (mesela; sosyalist, faşist, ateist, marksist, kemalist, liberal, muhafazakar…) takabilirler. Ancak tevhid dini olan İslam’ın müntesibi olan Müslümanlar kendilerine başka bir isim takamazlar. Müslüman isminin önüne veya arkasına bir ‘ek’ getiremezler. Bu, akideyle oynamak olur, çünkü Müslümana bu ismi takan Allah’tır (c.c).


Allah (c.c)’ın takmış olduğu ismi az görmek onu beğenmemek olur ki, bu durum akideden sapmadır, en azından sapmanın başlangıcıdır. Zaten gerisi de gelmektedir ki, birazdan gerisinin nasıl geldiğini gözler önüne sereceğiz.


Yüce Rabbimiz, kendini tevhid dini İslam’a nispet eden fertlere tek bir isim vermiştir, MÜSLÜMAN! Tevhid dini İslam’ın tüm dönemlerdeki fertlerinin ismi, sıfatı, kimliği bu olmuştur, MÜSLÜMAN!

Nasıl ki Allah (c.c)’ın katında tek makbul olan dinin ismi İSLAM (Al-i İmran 19, 85) olmuş ise, bu dinin müntesiplerinin ismi de sadece ve sadece Müslüman olmuştur.

Hz. Adem (a.s.)’den Hz. Muhammed (sav)’e kadar tüm peygamberlere gelen dinin ismi sadece ‘İslam’dı. Yine Hz. Adem (a.s.) den Hz. Muhammed (sav)’e kadar gelen tüm peygamberlere inanan ashabın ismi sadece ve sadece Müslüman olmuştur. İsevi Müslüman, Musevi Müslüman, Muhammedi Müslüman…


denmesinin sebebi ise farklı dönemlerde ve ayrı peygamberler vasıtasıyla temsil edilmeleridir. Yoksa nitelik ve keyfiyet itibariyle kendi dönemindeki peygamberlere inanmış tüm ashab, İslam ümmetinin parçalarıdır. Yüce Rabbimiz Kur’an’da bahsi geçen tüm ashaba Müslüman kimliğini takmıştır:

“ De ki: Rabbim beni dosdoğru yola iletti. Dosdoğru dini, Allah (c.c)’ı birleyen İbrahim’in dinine. O ortak koşanlardan değildi.

De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin rabbi Allah (c.c) içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.” (Enam 161-163)

“Nitekim İsa, onlardan küfrü sezince, dedi ki: Allah (c.c) için bana yardım edecekler kimdir? Havariler: Allah (c.c)’ın yardımcıları biziz, biz Allah (c.c)’a inandık, bizim gerçekten Müslüman olduğumuza şahit ol, dediler.” (Al-i İmran 52)

“İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan’dı, fakat o Allah (c.c)’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman’dı, müşriklerden de değildi. Doğrusu onların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, şu peygamber (Hz. Muhammed) ve O’na iman edenlerdir. Allah (c.c) da mü’minlerin dostudur.” (Al-i İmran 67-68)

“ALLAH'A DAVET EDEN, SALİH AMEL İŞLEYEN VE: «BEN GERÇEKTEN MÜSLÜMANLARDANIM» diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet 33)

Yukarıya bir kısmını aldığımız ayetlerde görüldüğü üzere kimlik, öyle akideden koparılıp bir kenara atılacak ‘tali’ bir mevzu değildir. Ya Hac suresinin son ayetine (78.ayet) ne demeli? Ne dehşetli bir tanımlama tablosu...

Tabloya bakar mısınız? “Peygamber bize şahit, biz de Müslüman kimliğimizle insanlığa şahid oluyoruz…

” Bugün kendini İslam müntesibi sayan bir sürü insan yığınının bu kimliği (ismi-sıfatı) ne hale soktuğunu görmüyor musunuz? Adeta kendilerini Müslüman, sadece Müslüman olarak takdim etmekten utanır olmuşlar. Bizzat Allah (c.c)’ın taktığı bu isim yetmiyormuş veya az geliyormuşçasına kendilerine ek isim takmaktadırlar.

Şu terkiplere bakar mısınız: “liberal Müslüman, muhafazakar Müslüman, sağcı Müslüman, solcu Müslüman, kemalist Müslüman, sosyalist Müslüman, entelektüel Müslüman, modern Müslüman, diyalogcu Müslüman, milliyetçi Müslüman, demokrat Müslüman… vs. Allah (c.c) aşkına söyler misiniz bu İslam adına yapılmış en büyük maskaralık değil midir?

Niçin bu duruma düşülüyor? Veya bu duruma kim düşer? “Allah (c.c)’ın dininden hoşlanmayanlara gidip: Bu konularda size itaat edeceğiz…” (Muhammed, 26) diyenler bu duruma düşerler. Tağuti, cahili düzenlerde kendilerine yer edinenler bu duruma düşerler. Hem Allah (c.c)’ı kandıranlar (hâşâ Allah (c.c)’ı değil yalnızca kendilerini kandırmaktadırlar) hem de tağutu kandıranlar (tağut da kanmamakta, asıl kanan, kullanılan yine kendileridir) bu duruma düşerler.


Allah (c.c)’ın taktığı kimlikle ortaya çıkamayanlar, Allah (c.c)’ın dinini nasıl temsil ve tebliğ edebilir? Temsil edilemeyen din, tebliğ edilebilir mi? Onun için diyoruz ki, İslam önce temsil edilmeli. Bunun başlangıcı da Allah (c.c)’ın taktığı isimle ortaya çıkmaktır. Önce, “Ben müslümanım, diyen güzel sözlü” kişi olmak gerekir. İlk adım, ilk giriş budur. Mamafih; biz ilan ediyoruz, dost düşman bilmiş olsun ki: “Biz yalnız ve yalnız MÜSLÜMAN’ız”.

İslami kişilik ve kimlik adına tüm eklere ‘La’ (hayır) diyoruz. Biz liberal Müslüman, muhafazakâr Müslüman, sağcı Müslüman, solcu Müslüman, kemalist Müslüman, sosyalist Müslüman, entelektüel Müslüman, modern Müslüman, diyalogcu Müslüman, milliyetçi Müslüman, demokrat Müslüman değiliz ve tüm bu terkiplerden beriyiz. Tüm bu ek isimlendirmeleri cahiliye artıkları olarak görüyor, hepsini toplayıp çöp sepetinin içine atıyoruz. Bize sadece ve sadece Müslüman ismi yeter. Biz Rabbimizin bize verdiği bu isimden hoşnutuz ve razıyız. Bu nedenle bizler de bizden önceki peygamberler ve onlara güzelce tabi olanların ettiği gibi aynı duayı ediyoruz:

“Ey Rabbimiz! Bizleri Müslüman olarak yaşat ve canlarımızı da Müslüman olarak al.”

Müslüman olarak yaşayanlar ancak Müslüman olarak ölürler, Müslüman olarak ölenler de Rableri huzuruna Müslüman olarak çıkarlar. Bu tabloyu ortaya koymanın yolu da “Müslüman kimliği” ile ortaya çıkmaktan geçer.



http://www.tevhidyolunda.com/hakkimizda.asp

Katkılarından Dolayı Kardeşlerimden Allah (C.C) Razı Olsun..

Hiç yorum yok: